5 Eylül 2010 Pazar

13 yıl sonra gelen entri.
*oha böyle bir blog varmış lan.*

4 Ağustos 2009 Salı

sahi.bi utku öz vardı?

hiiki dooğdun huuutkuu'' diyoruz buradan bütün Bal ailesi olarak!

seleme.nebere?

bak ne diyordum ben de tam.radio virgin diyordum.sahi dinliyor musun sen de?
kime sorsam dinliyor.kesin sen de dinliyorsun.dinle zaten.napçan başka.sıkılırsın diğmi.sıkılıyorum diğmi.sıkılıyoruz diğmi.
okulun tatil olması bir insanı bu kadar mı derinden yıkar bu kadar mı hüzüne karıştırır bu kadar mı kendinden bezdirir.bu kadar mı mallaştırır.k1.
mallaşmanın da ötesine taşır adeta süblimleştirir.(he?)
OKULU ÇOK ÖZLEDİM olm.kim özlememiştir gerçi laf mı yani benimki de.nıçnıç.
neyse efenim bu sıkıntının kaynağı okulun tatil olmasının ötesinde evde öylece hiçbir geliştirici görüştürücü aktivite olmadan emekli olmuşçasına tuhaf,anlamsız,nansıtap bir boşluğun içinde bulunmaktan geliyor idir.öyledir.bu saçma boşluğu dolduramıyorum.ne yapsam olmuyor yerine konmuyor.beni okula götürün.alper abi yine sabahın köründe arasın beni!nerdesin kızım mezarlığın önüne gel desin!haldırhuldur mezarlık önünden geçen dolmuş arayayım!ulan!
böylece bitsin bu blog.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

bu şöyledir şu böyledir.

blog blog blog. blogda blogdan bahsedersek nolur, pis olur kaka olur. o yüzden ben de bir blog yokmuş gibi davrandım, komik duruma düştüm, blogumu özledim ben be.

arkadaşım biz insanız. hem de öyle sorumluluk alabilen işleri doğru düzgün giden minik kesime ait olmayan insanlarız. karpuz dedim kavun dedim burada, merak dedim bişey dedim. demeyeceğim şeyse şu ki; vaktim olmadı cart curt. çok vaktim vardı benim, ne ösesem vardı ne işim ne gücüm, sadece kocaman kocaman vakitlerim vardı. ama ben yattım, çılgınlar gibi yattım, hava kararınca duş yapıp siteye indim. üçte dörtte geldim, tekrar yattım. bir haftadır bitirdiğim yapbozu çerçeveletmeye götürmüyorum koçtaş'a. oysa siteye elli metre mesafede falan. saçımı taramıyorum, günlerdir forma gibi gündüz pijama altı tişört, akşam aynı şort ve yine bi tişört. gerçekten saçımı taramıyorum sanırım bayadır. kahvaltı yapmaya üşenip salatalık yediğimi hatırlıyorum, ya da yemediğimi de. aşağı inip napıyorum, müzik dinleyip yine uyuyorum, ama bazen aypod çok uzaklarda kalıyor. yahu ben napıyorum? ben sana çok uzun zamandır yazmıyorum be blog. sevgili blog seni o kadar sevdim ki, gerçekten bak. adını koyduğumda çocuğum gibi hissettim, sarıp sarmalayasım geldi seni, monitör kolumu acıttı, direndim, belki elektrik çarpabilir ya da hortum çıkabilir veya dünya sürekli dönmekten sıkılabilirdi. ama sen vardın blog..

evet galiba, hayır kesinlikle bişey var bende. sevgili sevimli utkunun da maalesef belirttiği bir durum, evet, ben hayvana bağladım, bu bir. ikincisi ise hayal dünyamda yaşamaya başladım tekrar. burda herşeyi istediğin gibi düşünmenin ve hemen oluvermesinin ne kadar güzel olduğunu unutmuşum. hayat böyle çok daha zor oluyor, hayal kuran insanlar için. ama bunun farkına da varmamak var ki enfes birşey. geçenlerde rüzgar yardımıyla bir balonun peşimden gelmesini sağladım, attığım dengesiz ve yönü her seferinde değişen adımlarla kesinlikle bir mankenden daha düzgün yürüdüğümü hissettim. geçenlerde bi yunusu beslemişler üç yıl büyütmüşler, okyanusa bıraktıktan üç saat sonra köpek balıkları yemiş. ben de böyle olmak istemiyorum, herşeyi bu kadar güzel yapabiliyorum kendi içimde, evet, ama biliyorum ki dışarda wild world var. oraya açıldığımda ki iki üç yıl sonraya denk geliyor büyük ihtimal, ne yapoacağımı bilmiyorum. saçmalamak diye adlandırılan şey o kadar mükemmel ki, bunu sonraki bloglarımda da yapmaya karar verdim. hadi yine görüşücez!
-gitar mı çalsam ya şimdi. yok boşver en iyisi waffle söylemek.. ama telefon ve para 987879 km uzakta falan gibi. dur koltuğa atayım kendimi, bikaç saat sonra kumandalar yürüyüp bana gelirse televizyon bile izleyebilirim, evet oley! boşver uyuyayım ya da gözümü kapayabili..

2 Ağustos 2009 Pazar

Tembeliz arkadaş.

Blog fikriyle Utku'ya gittiğim gün bana direk söylediği şey "Olm,biz tembel adamlarız.O blogla ilgilenemeyiz." idi.Bende "yekyea,niye ilgilenmeyelim?Seviyoruz biz yazmayı.Yazarız sürekli." falan dedim.Şimdi son entry nin tarihine bakıyorum da,biz öngördüğmüzden fazla da tembelmişiz be.Bu ne rezillik böyle?Ayrıca da son entry nin konusu da blog u boşladığmız falan hep.Ayıp etmişiz onu farketttim şimdi.

Neyse,elimde hala üzerine yazabilceğmi düşündüğüm bişey olmadığından bu entry de özür amaçlı ve biraz kısa olucak.Ama hiç üzülmeyin,en kısa zamanda süpper entrylerle geri dönücez.Yemin ediyorum bak.Siz takip etmeye devam edin,yakında buralarda çok sansasyonel yazılar bulabilirsiniz belki.Hadi kaçtım şimdi,bay.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Blog'u boşlar gibi olmak. Ama son anda farketmek.

Aslında ben bu yazıyı dün gece yazacaktım. Hatta cengiz iti de yazacaktı ama o her zamanki gibi üşendi. Neyse blogsal problemlerle boğmayayım seni okuyucu.

Hayatımda bir reforma gitmem lazım olduğunu farkettim. Ulan bütün gün(bir takım şehirdışı aktiviteler dışında) Manisa Salihli'nin nezih bir mahallesinde olan evimde bilgisayar başında durmaktan başka hiçbir şey yapmıyorum. Hayat kalitem somut açıdan bakınca gayet düzgün. Evet lisedeki son 3 senemin aksine gayet güzel gıda maddeleri bulabiliyorum. Yaşadığın yerin cidden bir "ev" olması ilginç ve güzel bir duygu. Bunlara ek olarak arada kapanmak dışında sorun çıkarmayan bir bilgisayarım ve kesintisiz bir internetim var. Bu da bir hayli az karşılaştığım bir durumdu lise hayatımda.

E o zaman sorunum ne? Sorunum şu ki ben giderek hayvana bağlıyorum. Bütün gün amaçsız bir biçimde msn'de son derece sonuca ulaşmayan bir yarar sağlamayan fakat eğlendiğim bir sürü konuşmaya giriyorum. Arada gitar falan öyle çalıyorum ama onu da kendimi geliştirmeye çalışmayıp sadece eğlenme odaklı bi eylem olarak bırakıyorum.

Zengin insanın ölümsüzlüğün peşine düşmesi gibi farklı bir eğlence arayışına girdim. Bu bir programlama dili olabilir, yeni bir dil öğrenmek olabilir, bir kitap veya film olabilir. Uzun lafın kısası öneri bekliyorum bu yazıyı okuyan herkesten. Yoksa baya baya öküz olma yolunda gidiyorum.

12 Temmuz 2009 Pazar

karpuz.


mutsuzum. saat 15.12 şuan fakat burdaki hesabımda düzeltmeye üşendiğim bi yanlışlık var. boşverilse de olur bence zira tatil yani saat 098990.08765 olsa nolcak ki. of.

evet ben tatillerde öyle neşeli mutlu falan olamıyorum, bilen bilir ben normalde olağanüstü mükemmellikteki harikalıktan kat kat daha muhteşemmişçesine gibi sanki falan filan.. her neyse, tatil dedin mi dinlen azcık oyun oyna belki dışarı çık hava sıcak klima o zaman ders mi o da ne vs. bu ne ya böyle bi düşünce olabilir mi ya! kaygısızca hiçliğin içinde boş boş ve gerçekten hiç bir anlamı olmadan süzülüyo gibiyim. zevk alamıyorum bunların hiçbirinden çünkü zaten elimin altında bu anlamsız rahatlık, her an benim olduktan sonra neden isteyeyim ki.. sıkılıyorum tatillerde, ama diyorum ki eğleniyorum da aslında; sonra düşündüm ve düşündüm.

meğer çılgınlarcasına eğlenmek için anladım ki biraz öncesinde eğlenememek gerekiyomuş. zaten insan mutsuz olduktan bir tık sonra mutlu olabiliyo ancak. nasıl mı, şöyle;

bence -ya da belki başkası da düşünmüştür bunu-, + olmadan -'nin de hiç bir anlamı yok, isterse gidip kendisini hilton'un (bkz. izmirli olmak) tepesinden atabilir. sihirli annem'de dudu olmasa betüş isterse iyilik perisi olsun -aa zaten öyleydi o, tüh- ona iyi diyemezsin, neye göre kime göre der bi insanlar, sonra da banane lan öyle saçma diziden diyebilirler, demeliler. benim dediğimse şu; her şey ekg gibi şu hayatta, tavan ve taban dediğimiz olay direk mevcut. hiç paran kalmadıysa, tabandasın ve daha kötüsü olamaz, hatta bi bakıma yavaş yavaş zenginleşiyosun çünkü eline geçen bir kuruş bile seni tavana yükselten basamaklardan biri. mesela ben yapboz yaparken, koyduğum tek bir parçayla, artk bunu bitiriyorum diyebilirim ve abartıp daha almadığım yapbozları bile bitiriyo olduğumu iddaa edebilirim. bunu biraz düşün okuyucu.

artık şu çıkarımı yapabiliriz. ben yaşıyorum evet fakat, ölüyorum da ben ya. sen de ölüyorsun, ve o yoldan geçen hamile kadın var ya, işte o karındaki minicik bebek de ölüyo şuan. a dediğin anda artık z demekte olduğun bu minik hayatta, tabana doğru serbest düşüş yapıyorsun, ama bunu hiç aklına getirme çünkü hızını yavaşlatmayacak, evet, yaşamla ilgili kafandan geçen hiç bir kaygı net yaşam süreni azaltmaktan başka bir işe yaramayacak.

ben şuan mutsuzum ya okuyucu, okur, her kimsen. tahmin edebileceğin gibi, mutlu oluyorum demektir bu. gözüme bir dilim karpuz kestirdim ve diyorum ki bitirdim onu aslında. pek de tatlıydı, yani öyle görünüyor. kesin olan ise, şuan yaşıyorum, saat 16:20 ve çok mutluyum.